22. Dönem 2. Yasama Yılı
47. Birleşim 27/Ocak /2004 Salı

Tarım Ve Hayvancılık Alanındaki Sorunların Araştırılarak Çözüm Yollarının Belirlenmesi Amacıyla Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin

Önerge sahipleri adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Sayın Başkan; değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi, en iyi dileklerimle, sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.
Geçen hafta Sayın Tarım Bakanını, az önce de AKP'nin sayın sözcüsünü dikkatle dinledik. Ne yazık ki, araştırma önergemizin özünün, esasının anlaşılamamış olduğunu şaşkınlıkla ve üzüntüyle tespit ediyorum.
Önergemiz, yalnızca hayvancılıktaki sorunların genelde araştırılmasına yönelik olarak verilmemiştir. Önergemiz, hayvancılık sektörü ile bunlara dayalı sanayilerdeki sorunların, bir bütün olarak, bir arada araştırılması için, her iki kesimde de, üretimin, verimliliğin ve kalitenin nasıl artırılabileceğinin ortaya konulması için verilmiştir. Önergede, ayrıca, Avrupa Birliğine uyum sürecinde, özellikle et ve süt hayvancılığı ile bunlara dayalı gıda sanayilerinde ortaya çıkabilecek sorunlar ve çözüm yollarının araştırılması da öngörülmüştür.
Araştırma önergemiz, bu haliyle, Türkiye'de yeni bir politika anlayışını ifade etmektedir. Şimdiye kadar yürütülen politikalar, tarımdaki çeşitli üretim dallarını bir başına ele alan, genelde birbirinden kopuk, dolayısıyla başarısız uygulamalara neden olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüde, hayvancılıkla ilgili ne kadar bilgi, ne kadar istatistik ve ne kadar uygulama varsa AKP sözcüleri tarafından dile getirildi; yani, hayvancılık alanında, hayvancılık konusunda gök kubbede ne varsa burada ortaya dökülmeye çalışıldı. Bunları burada anlatmaya ne gerek var; çünkü, bunları biliyoruz, üretici de biliyor, et ve süt ürünlerini işleyen sanayici de biliyor. Yıllardır konuşmaya dayanan böyle bir yaklaşımı hâlâ sürdürmenin ne anlamı var allahaşkına. Artık, şunun herkes tarafından anlaşılması gerekiyor: Çiftçiler, yani üreticiler ile bunların ürünlerini girdi olarak kullanan küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri birbirlerinin rakibi değildirler; bunların yaşam halkaları ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıdır, bunlar birbirlerine muhtaç olan kesimlerdir.
İşte, bizim önergemizin özü, esası da budur. Böyle bir yeni yaklaşıma sahip çıkmalıyız. Bu yeni yaklaşım, söz konusu sorunların çözümüne -halk deyimiyle- damardan girecek yeni bir anlayışı yansıtmaktadır. Eğer bunu kabul edersek, Yüce Meclisin ortak iradesiyle, sorunlara, siyasî çıkarların dışında, sağlıklı ve kalıcı çözümler bulma yolunu hep birlikte açabiliriz.
Önergemizin ne kadar önemli olduğunun ortaya konulması için, öncelikle, tarım sektörünün ve çiftçilerimizin yürekler acısı durumunu, farklı açılardan; ama, bir bütünün ayrı parçaları olarak dikkatlerinize sunmak istiyorum. Örneğin, üretim açısından bakıldığında, tarım sektörünün hemen tüm üretim dallarında -yani, bitkisel üretimde, et ve süt hayvancılığında, tavukçuluk ve diğer kanatlılarda, arıcılıkta, balıkçılıkta- hem üretim düzeyi hem verimlilik hem de ürün kalitesi düşüktür.
Tarıma sosyoekonomik açıdan bakıldığında, aile başına toprak bütünlüğü giderek küçülmektedir, topraksız ailelerin sayısı artmaya devam etmektedir, gelir dağılımındaki adaletsizlik endişe verici boyutlarda derinleşmektedir. Tarımda yaşayan nüfusun büyük bölümü sağlık ve sosyal güvenlik kapsamı dışında bulunmaktadır. Çiftçi, ebe veya hemşire yokluğu nedeniyle, temel sağlık hizmetlerini dahi alamaz durumdadır. Kırsal alanda çocuk ölüm oranları hâlâ yüksek düzeylerde seyretmektedir. Çiftçi çocuklarının iyi eğitim görme ve üniversitede okuma şansları yüzde 1'ler düzeyine inmiştir.
Tarıma kırsal yerleşim boyutu açısından bakıldığında, yol, içmesuyu, kanalizasyon gibi alanlarda eksiklikler, yetersizlikler devam etmektedir. Suda ve toprakta başlayan kirlilik, kırsal alanda da çevre kirliliği sorununun öne çıkmasına neden olmaktadır.
Tarıma dışticaret açısından bakıldığında, 2003 yılı tarım sektörü ithalatı, ihracatından 340 000 000 dolar daha fazla olmuştur; yani, biz, kendi çiftçimize, kendi tarımımıza yeterince destek vermiyoruz, esirgiyoruz; ama, sonuçta, yabancı ülkelerin çiftçilerine, sanki yağdırıyoruz.
Tarıma içticaret açısından bakıldığında, çiftçinin sattığı ürünlerin fiyatları, çiftçinin satın almak zorunda kaldığı mal fiyatlarının sürekli altında seyretmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî ki, bu olumsuz tablonun sorumlusu, onbeş aylık AKP İktidarı değildir. Bu manzaranın sorumlusu, gelmiş geçmiş dönemlerde Türkiye'yi yönetme iddiasında olan iktidarlardır. AKP olarak, onbeş aya yakın bir süredir, Türkiye'yi yönetmeye çalışıyorsunuz. Bizi endişeye ve umutsuzluğa sevk eden konu, bu süre zarfında, hükümetin, tarım ve hayvancılıkla ilgili sorunları önemsemeyen bir tavır sergilemekte oluşudur. AKP'nin seçim meydanlarında tarımla ilgili verdiği sözler ortada, bu sözlerin ne kadar ciddîye alınmakta olduğu da ortada.
2003 yılı bütçesinde Tarım Bakanlığına ayırdığınız pay binde 5, 2004 yılı bütçesinde Tarım Bakanlığına ayırdığınız pay binde 6; yüzde 1'in altında, binde 5, binde 6.
2003 yılında tarım sektörüne, kamu sabit sermaye yatırımı olarak 1 katrilyon 865 trilyon Türk Lirası yatırım yapmayı programa almıştınız. Bunu da tırpanladınız. Tarım sektörüne, programlandığınız yatırım miktarından 625 trilyon Türk Lirası daha az yatırım yaptınız.
Sayın milletvekilleri, hani bir atasözü vardır, eski tas, eski hamam, sadece tellaklar ayrı. Onbeş aylık iktidarınızda "meaşallah" bu sözün AKP versiyonunu yarattınız: Eski tas, eski hamam, üstüne üstlük tellaklar da aynı! Tebrik ediyorum.
Bu nedenle, diyoruz ki, verdiğimiz önergemizi kabul ediniz. Bakınız, önergemizin kabulünün ne kadar yararlı olacağının anlaşılması için önce üretici penceresinden bakmamız gerekiyor. 1 dananın yıllık maliyetinde şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz: 1 süt danasının 70 gün süreyle günde 6 litre süte ihtiyacı var. Bu sütün maliyeti bugünkü süt fiyatıyla 178 000 000 Türk Lirasıdır. Yem maliyeti ortalama 300 gün ve günde 10 kilogram olmak üzere, bugünkü yem fiyatlarıyla 1 200 000 000 lira olmaktadır. İşçilik maliyeti, saman maliyeti, diğer maliyetler de dikkate alındığında, 1 yaşındaki bir dananın yıllık maliyeti 2 228 000 000 Türk Lirasına çıkmaktadır. Öte yandan, bu 1 yaşındaki dana kesildiğinde, ortalama karkas ağırlığı 250 kilogram hesabıyla 2 000 000 000 liralık bir gelir sağlamaktadır. İşte, acı gerçek burada ortaya çıkıyor. Bu duruma göre, üretici, et hayvancılığında 1 yaşında kesilecek her bir dana başına şu anda 228 000 000 Türk Lirası zararla karşı karşıyadır. Besicilerin zarardan kurtarılması için, öncelikle, kooperatif örgütlenmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, hayvan borsaları oluşturulmalıdır. Kooperatiflere fatura üzerinden 1 kilogram et için en az 3 000 000 lira destek sağlanmalıdır. Bu destekle...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Sayın Tütüncü, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Böyle bir destekle, besici zarardan kurtulacak ve bu yolla da kooperatifçilik özendirilmiş olacaktır; ayrıca, hem kaçak hayvan kesimi engellenecektir hem de vergi kaçağı önlenecektir.
Süt hayvancılığına gelince; üreticilerin kazanç sağlayabilmesi için, 1 litre süt bedeliyle 2 kilogram yem alınması esas kabul edilmelidir. Örneğin, Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran, sürekli olarak korunmaktadır, sürekli olarak takip edilmektedir. Şu anda, ülkemizde, 1 litre sütle ancak 1 kilogram yem alınabilmektedir.
Süte verilen destek ise, son derece komik düzeye inmiştir. Genelde litre başına 20 000 lira, Damızlık Yetiştiriciler Birliğine üye çiftçilere ise 40 000 lira destek verilmektedir. Bu desteğin geçmiş yıllarla karşılaştırılmasında ne kadar yetersiz kaldığı acı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Örneğin, 1995 yılı kasım ayında 1 litre süt 10 500 lira iken, litre başına verilen destek 3 000 lira idi. Yani, 1995 yılında 1 litre sütün bedelinin yüzde 35'i civarında bir destek veriliyordu sütçülere. 2004 yılı ocak ayında 1 litre süt 450 000 Türk Lirası, 1 litre süte verilen destek ise 20 000 Türk Lirasıdır. Destekleme oranı, 1 litre süt bedelinin yüzde 5'inin altına inmiştir. 1995 yılındaki destek oranını bugüne uygulayacak olursak, süte verilmesi gereken destek, litre başına 160 000 Türk Lirası olarak çıkmaktadır. Süte bu kadar destek verilmesi mümkün olamıyor ise, en kısa sürede süt fiyatlarını düzenleyici mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir. Örneğin, Avrupa Birliği ülkelerinde süt/yem paritesinin 1,6'nın altına inmesi halinde, kamu kaynakları -Avrupa Birliği ülkelerinden söz ediyorum- derhal harekete geçirilmekte ve müdahale alımları yapılarak süt fiyatının daha da aşağılara inmesi engellenmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuya et ve süt sanayii penceresinden baktığımızda bu kesimin en büyük sorunu, girdi olarak kullanılan et ve sütün kalitesiz ve standartdışı olmasıdır.
Sanayi açısından sütçüyü ele alırsak, örneğin, Avrupa Birliğindeki sütte toplam kuru madde oranı yüzde 13, yüzde 13,5 iken yerli sütte bu oran yüzde 11, yüzde 11,5'tir; Avrupa Birliği sütünde yağ oranı yüzde 4, yüzde 4,5 iken, bizim sütümüzde yüzde 3,3; yüzde 3,5 arasındadır; Avrupa Birliği sütünde protein miktarı, oran olarak yüzde 3,9, bizde yüzde 3 dolayında; Avrupa Birliği sütünde bakteri, gram sütte 100 000 adet, bizim sütte 5 000 000 adet ve daha yukarı miktarlarda. Bilindiği gibi, süt ve peynir üretimi, tamamen sütün içinde bulunan toplam kuru madde ve bakterisiyle orantılıdır.
Türkiye'de süt kalitesinin ve süt veriminin düşük olması yanında, standardının artırılamamasının en büyük nedeni, geçmiş hükümetlerin uyguladığı yanlış politikalardır.
BAŞKAN - Sayın Tütüncü, toparlayabilir misiniz.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Toparlıyorum.
Yanlış politikalar sonucu, 3-5 ineği olan, verimsiz, hijyeni olmayan, kalite denetimi olanağı son derece zor olan binlerce küçük et ve süt üreticisi yaratılmıştır. Böyle bir yapıda süt toplama maliyetleri de çok yüksek olmaktadır. Ne yapmak gerekmektedir?.. Üreticiler acilen kooperatiflerde örgütlenmelidir. Her köye veya günlük asgarî toplam süt üretim miktarı 3 000 kilogram olan köylere -ki, bu miktar 150 süt ineğine tekabül etmektedir- tek bir süt işletmesi yapılmalıdır. Köylüler birleşerek ineklerini, mülkiyetleri kendisinde kalmak üzere bu işletmeye getirmelidir. Bu işletmenin başında bir veteriner hekim ile 3-4 bilinçli personel bulunmalıdır. Bu işletmelerde toplu şekilde ucuz yem bitkisi ve silaj hazırlanmalıdır, hayvan gübreleri değerlendirilmelidir. Böylece, hijyenik ortam da sağlanacağı için, bakteri sorunu da kendiliğinden yok olacaktır. Böyle bir uygulamada, çiftçinin inekleri sigorta kapsamına alınmalıdır. Süt, toplu halde kooperatifler aracılığıyla üretilip satılacağı için, hem verim artacak hem sütün kalitesi ve standardı yükselecek hem de fiyatı artacaktır; öte yandan, işletme masrafları azalacaktır; köylünün eline geçen paradan yapılmakta olan kesintiler ortadan kalkacaktır; sütçülük, kazanç kapısı olma konumuna getirilecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son vermeden önce şu şekilde toparlamak istiyorum: Anlatmaya çalıştığım konu ve önergemizin özü, esası, Türkiye'de, hayvancılığın, özel önem taşıyan bir sektör konumuna getirilmesi zorunluluğudur. AKP İktidarı, bu çerçevede, hayvancılığa dayalı sanayileri de kapsayacak bir yeni yaklaşımı benimsemelidir; araştırma önergemize destek vermelidir. Cumhuriyet Halk Partisinin, özellikle hayvancılığın ayağa kaldırılması açısından uzattığı bu eli, AKP reddetmemelidir.
AKP'nin değerli milletvekilleri, geçimini tarım ve hayvancılığa bağlamış milyonlarca yurttaşımıza verdiğiniz sözleri tutunuz. Halkla, hele hele çiftçi kesimiyle hiç, ama, hiç alay edilmez. Çiftçi sizi defterden bir silerse tam siler, bir daha da belinizi doğrultamazsınız.
BAŞKAN - Sayın Tütüncü, rica ediyorum.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Bizden hatırlatması.
Bu duygu ve düşüncelerle, Sayın Başkan, size sabrınızdan dolayı ve değerli milletvekillerim, size de anlayışınızdan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. En iyi dileklerimle, sevgiler ve saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.

DUYURULAR

::Bu bölümde duyurular yer alacaktır

 
ANKARA
ANKARA