22. Dönem 4. Yasama Yılı
42. Birleşim 25/Aralık /2005 Pazar

Türkiye Ekonomisinin Genel Durumu ve Yoksulluk Üzerine



CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
11 inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Bu maddede, bütçe uygulamasına ilişkin aktarma ve ekleme işlemleri düzenlenmektedir. Ekleme ve aktarma işlemleri, büyük oranda, hepimizin bildiği gibi, millî gelirin büyüklüğüne önemli ölçüde bağlıdır. Bu nedenle, ben bu konuşmamda, öncelikle kişi başına dolar cinsinden millî gelir düzeyinin gerçekçi bir şekilde hesaplanması gerektiğini dikkatlerinize sunacağım; çünkü, Türk Lirasının aşırı değerlenmiş olması, dolar cinsinden millî geliri şişirmektedir. Bunun nasıl olduğunu size anlatayım Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bakınız, benden önce burada söz alan AKP milletvekillerinin de altını çizerek söyledikleri gibi, Türkiye'de kişi başına millî gelir, cari dolar fiyatıyla 2002 yılında 2 638 dolardan 2005 yılında 4 964 dolara çıkıyor. Türkiye'de sabah akşam ve her yerde bu tablo konuşuluyor. Tabiî ki, güzel şeyler konuşulacaktır; ama, bu gelişme şu anlama geliyor: Yurttaşlarımızın kişi başına yaşam düzeyi son üç yılda dolar olarak yaklaşık yüzde 90 dolayında artmıştır. Şimdi, böyle bir şey var mı Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, rica ediyorum; çiftçinin, işçinin, memurun, yani, geniş halk yığınlarının yaşam düzeyleri, AKP İktidarında reel olarak yüzde 90 dolayında arttı mı, reel dolar bazında yüzde 90 arttı mı? Bunun böyle olmadığını, halkımız sıkıntı çekerek, bazen acı çekerek yaşıyor; ama, kimilerinin tuzu kuru, halkın çektiği sıkıntıları hissetmiyor.
Bakınız, elimde Devlet Planlama Teşkilatının 2006 yılı programı var. Hesap bilen arkadaşlarımdan rica ediyorum, bu programın 8 sayfasını açsınlar, 8 inci sayfadaki iki numaralı tabloya baksınlar ve oradan şöyle bir hesaplama yapsınlar: Millî gelir artışının -ben hesaplamayı yaptım- 1998 yılı fiyatlarıyla dolar bazında yaklaşık yüzde 8'le sınırlı kaldığı bu hesap sonucunda ortaya çıkıyor. Nerede cari fiyatlarla Amerika Birleşik Devletleri Doları cinsinden yüzde 90'lık artış?! Aradaki fark nedir biliyor musunuz; aradaki fark, belli ölçüde TL'deki aşırı değerlenmeden ortaya çıkan kâğıt üzerindeki bir artıştır. Konunun özü, esası budur. Lütfen, sabit fiyatlarıyla, belirli bir yılın baz fiyatlarıyla ve dolar bazından millî geliri hesaplarsanız, öyle 4 900 dolarlarda, 5 000 dolar düzeyinde bir millî gelir düzeyinin kesinlikle olmadığını görürsünüz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye ekonomisi bıçak sırtında götürülüyor. Ekonomideki sıcak para miktarının 50 milyar doları aştığı, ithalatın patladığı, ithal girdilerin yerli girdileri piyasadan kovduğu, cari işlemler açığının 22 milyar doları aştığı bir dönemde ekonominin daha fazla böylesine bıçak sırtında götürülmesi kesinlikle yanlıştır. Neden yanlıştır? Bakınız, yaşanılan örnekler var. Örneğin, 1990'lı yıllarda birçok Latin Amerika ülkesinde, bu arada Brezilya ve Arjantin'de enflasyon yüzde 10'ların altına düşürülmüştü. Hem de bu ülkelerde yüzde 2 000'lik, yüzde 3 000'lik hiper enflasyon yaşanıyordu. Ancak, enflasyonun düşürülmesi bu ülkelerde ekonomik ve sosyal sorunların çözümüne beklenen katkıyı yapamadı, bu ülkelerde krizler enflasyonun düştüğü dönemlerden sonra ortaya çıkmaya başladı. Biz endişe ediyoruz ki Türkiye'de de böyle bir sıkıntı yaşanabilir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bakınız, bugün net asgarî ücret 380 YTL. Peki, Türkiye'de açlık sınırı ne kadar; 600 YTL'yi aşıyor. Demek ki, asgarî ücretle çalışan ne kadar insan varsa, bunların hepsi açlık sınırının altında çalışmak mecburiyetindeler. Bitmedi; ücreti 380 YTL'nin üzerinde, ama, açlık sınırı olan 600 YTL'nin altında olan ne kadar çalışan insanımız varsa, bunların da tümü, demek ki, açlık sınırının altında çalışmak mecburiyetindeler.
380 YTL'lik asgarî ücret, neredeyse, azamî ücret oldu. İşgücü piyasasında, asgarî ücretin altında, sigortasız, sendikasız, kayıtdışı istihdam biçimi giderek egemen oluyor ve yaygınlaşıyor.
Öte yandan, Bağ-Kur emeklilerine, SSK emeklilerine bakıyoruz; bunların da, büyük ölçüde, açlık sınırının altında emekli maaşı aldıklarını üzülerek tespit ediyoruz.
Bağ-Kur üyelerinden 2,5 milyon kişi prim borçlusu durumuna düşmüştür. Bunlar, sağlık yardımından yararlanamıyorlar. Bağ-Kura borcu olanlardan 1 600 000 kişinin borçları 5 milyar liranın üzerindedir ve borçlar, uygulanan yüksek faiz nedeniyle giderek katlanmaktadır.
Protesto edilen senet sayısı ve tutarları hızla artmaktadır. 2002'de protesto edilen senet sayısı 499 000 iken, 2005'in ilk on ayında 726 000'e çıkmıştır; yani, yüzde 46'lık bir artış yaşanmıştır AKP İktidarında protesto edilen senetler sayısında. Miktara bakınca, protesto tutarlarına gelince; 2002'de 816 trilyon Türk Lirasından, 2005'in yine on aylık döneminde 2 katrilyon 200 trilyon Türk Lirasına yükselmiştir protesto edilen senetler tutarı; yani, yüzde 167'lik bir meblağ artışı vardır.
Tarım ve hayvancılık çökmüştür.
Buğday ve ayçiceği başta olmak üzere, birçok ürün zararına satılmaktadır. AKP iktidara gelmeden önce kilogramı 340-345 bin liraya kadar satılabilen buğday, üç yıl sonra 260-270 bin liraya satılmıştır.
1 litre sütle ancak 1 kilogram yem alınabilmektedir.
Canlı hayvan kaçakçılığı büyük boyutlara ulaşmıştır; besicinin hayvanı para etmemektedir.
Buğday destekleme primleri bazı illerde hâlâ ödenememiştir.
Süt primlerinde, sözümona, dört çeşit uygulamadan, sadece kooperatiflerle ilgili primler ödenmekte, diğerleri ödenmemektedir. Bugün, Türk çiftçisi, dünyada mazotu en pahalı kullanan, dünyada gübreyi en pahalı kullanan, sulama elektriğini dünyada en pahalı kullanan çiftçi konumundadır. Evvel allah, AKP sayesinde böyle dünya birinciliklerine de ulaştık.
Öte yandan, yoksulluk sınırı 1 800 000 lira; yani, yeni YTL'yle 1 800 YTL. Memurların maaşlarına bu açıdan bakıldığında, durumun son derece vahim olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin, üniversite mezunu 1 inci derecenin 4 üncü kademesindeki bir şube müdürünün 2006 Temmuz net görev aylığı bu yoksulluk sınırının yüzde 37 altındadır. Maliye Bakanımızın bize dağıtmış olduğu bu kitapçıktan hesaplıyoruz; böyle bir şey olabilir mi?! Yine, 9 uncu derecenin 1 inci kademesindeki bir memurun aylığı, yoksulluk sınırının yüzde 63 altındadır. 1 inci derecenin 4 üncü kademesindeki bir öğretmenin, yine, 2006 Temmuzundaki net görev aylığı, yoksulluk sınırının yüzde 44 altındadır; böyle bir şey düşünülebilir mi Sayın Başkan, değerli milletvekilleri?! İşsizlik 11 000 000'a yaklaşmıştır. İşsizler içinde, genç nüfusun ve okumuş olanların oranı hızla artmaktadır. Diplomalı işsiz gençlerin, anasından babasından cep harçlığı alırken yaşadıkları sıkıntılar, hem gençlerimizi hem de aileleri psikolojik açıdan çökertiyor. Anlamak istiyorum ve bilmek istiyorum, hükümet, acaba, bunları, bu acı gerçekleri algılayabiliyor mu? Yani, Türkiye, bir bölümüne değindiğim böyle sıkıntıları daha ne kadar taşıyabilir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Biz, eskiden, kimsesizlerin, yoksulların, işsizlerin açlığından, yoksulluğundan söz ediyorduk; ama, AKP iktidarında, bir bakıyoruz ki, çalışan nüfus gruplarının açlığından, çalışan nüfus gruplarının yoksulluğundan söz etmeye başladık.
Değerli milletvekilleri, bugün, açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan insanlarımızın sayısı 22 000 000'u aşmıştır. Türkiye'de önümüzdeki dönemde hem siyasî istikrarı hem de toplumsal istikrarı herhalde belirleyecek olan en kritik nokta burasıdır. Acaba ne kadar sayıda, ne kadar insanımız, daha ne kadar süre açlık ve yoksulluk sınırları altında yaşamaya tahammül gösterecek, dayanabilecek; yani, Türkiye'nin tartışması gereken,Türkiye'nin bilmesi gereken en kritik nokta burasıdır.
Bu uyarılarımızın, en azından önümüzdeki yıl, yani, 2006 yılında dikkate alınabileceğini ummak istiyoruz. Hükümetin, uzağı görmeyen politikaları bir an önce bırakması, bu hayal âleminin sonunun er ya da geç geleceğini düşünerek, üretim boyutunu, gelir dağılımı boyutunu, tasarrufların artırılması boyutunu, ihracatın sürdürülebilir boyutunu, istihdam ve işsizlik boyutunu Türkiye'nin gerçekleri ışığında bir an önce ön plana çıkarması gerekiyor ve dediğim gibi, 2006 yılında, bu önerilerimizin dikkate alınacağı umuduyla, bütçenin, ülkemize ve ilgili kuruluşlara hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum; hepinizi, tekrar, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tütüncü.

DUYURULAR

::Bu bölümde duyurular yer alacaktır

 
ANKARA
ANKARA